|
byexpert tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 16 Mart 2009 12:24 |
|
Birçok insan hava kararmaya başladığında fotoğraf makinelerini kullanmayı düşünmez, ancak günün bu saatinde fotoğraf çekmenin gerçekten karşılığını alabilirsiniz. Dramatik öğleden sonra ışığını, parlak, kırmızı güneş batışını ve şafak zamanı şehrin aydınlanmasını seviyorum. Gece yarısı fotoğraf çekmek için, öğlen güneşinin altında fotoğraf çekmeye nazaran biraz daha fazla bilgi gerektirir; bundan dolayı, muhteşem akşam fotoğrafları çekmek için vereceğim ipuçlarını uygulayın.
|
|
Son Güncelleme: Pazar, 24 Ocak 2010 17:55 |
|
byexpert tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 16 Mart 2009 12:13 |
|
Doğa fotoğrafında insan izi olmaz; ama o karenin insanda derin bir izi kalır. Fotoğrafçı beyninde yarattığı imgeye uygun manzaralar peşinde koşar. Çalışılan alan ne kadar yakından tanınıyorsa, o kadar güzel imgeler yaratılır. Teknik detaylar ise çekim sürecinde önem kazanır. En genel anlamda doğa fotoğrafı; insan izi olmayan bir doğal alanda, bitki, hayvan ya da cansız her türlü içeriği olabilen fotoğraflar olarak tanımlanabilir. Bu cümledeki kritik ifade 'insan izi'insanın herhangi bir faaliyeti ile oluşmuş canlı ve cansız her şeyi kapsamaktadır. Bu tür cansız varlıklar olarak yollar, eşyalar, evler, ulaşım araçları, yapay ışıklar, yapay su akışları veya göller gibi; insanın bir amaç uğruna yaptığı her türlü değişiklik anlaşılmalıdır. İnsan izi taşıyan canlı varlıklardan kültüre alınmış ağaçlar, tarım alanları, süs bitkileri, genleri oynanmış bitkiler, yer değiştirilerek düzenleme yapılmış doğal bitkiler gibi insanın bilgisini kullanarak değiştirdiği bitkiler; evcilleştirilmiş, kafes veya hayvanat bahçesi gibi ortamlarda herhangi bir yöntemle özgürlüğü kısıtlanmış hayvanlar doğa fotoğrafı sayılmamaktadır. Doğa fotoğrafında insan izi, fotoğrafın doğal karakterini hiçbir şekilde etkilemeyecek kadar sınırlı seviyede olduğu durumlarda kabul edilmektedir. Büyük bir doğa manzarası içindeki zayıf görünen patikalar, vahşi yaşam fotoğrafındaki ortamın karakterini bozmayan ufak izler gibi.
|
|
|
byexpert tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 16 Mart 2009 12:08 |
|
Kullanılabilecek çok farklı fotoğraf ekipmanı olmasına karşın, elinizdeki en basit fotoğraf makinası ve herhangi bir objektifle bile çekilebilecek çok sayıda fotoğraf konusu vardır. Uluslararası fotoğraf yarışmalarının tanıtım broşürlerinde “doğa” tanımı şöyle yapılır: İnsan eli değmemiş toprak parçaları, deniz, göl, nehir vb. ile evcil olmayan bitki ve hayvan türleri... Tabii bunu çok daha kapsamlı ve upuzun cümleler halinde tanımlarlar, ama bunu yaparak sizi sıkmak niyetinde değilim. Yalnızca, doğa fotoğrafı dendiğinde kedi, köpek, inek, koyun, gül, elma, armut falan değil, daha çok aslan, kaplan, geyik, şahin, ayı, orkide, ladin ağacı, sekoya ağacı gibi canlıları algılamalıyız. İnsan yapısı evler, köprüler, elektrik direkleri de görüntüde yer almamalı. Yani bu tür yarışmalara katılacaksanız, bu kurallara uygun fotoğraflar çekmelisiniz. Ama ben bu kadar katı kuralları olan biri değilim. Dolayısıyla sizi özgür bırakıyorum; çıkın dışarı ve ne istiyorsanız onu çekin! Yeter ki çıkın dışarı; atın kendizi doğanın kucağına... Ne görüyorsanız onu çekin. Yok efendim, üstten elektrik telleri giriyormuş, uzaktan otoyol görünüyormuş, köprünün korkulukları şöyleymiş falan, hiç önemli değil! Siz hele bir doğaya çıkın da gözünüz gönlünüz açılsın. Ciğerleriniz oksijenle dolsun, ayağınız çimlere değsin, güneş içinize dolsun...
|
|
byexpert tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 16 Mart 2009 11:54 |
|
 Portresi çekilecek kişi kaygılıdır; en ideal pozu verebilmek için çabalar. Fotoğrafçı ise doğal halin peşindedir. Kamerayı tutan ile objektifin önündeki arasında, bu kaygıların paylaşıldığı bir dil konuşulmaya başlar. İyi bir portre, sözlere dökülmese de, karşınızdaki insanla bu dilde ne kadar iyi anlaştığınıza bağlıdır. Portre fotoğrafı hem model hem de fotoğrafçı için zordur. İnsan, yüzünün fotoğrafı çekilirken tuhaf bir rahatsızlık hisseder. Mimikler değişir, bakışlar yerini bulamaz, belirsiz bir tarafta odaklanacağı noktayı arar, yüzüne sabit bir ifade vermeye çalışır. O iki boyutlu görüntü nasıl olsun isteniyorsa, öyle durulmaya çalışılır. Çünkü yüzümüz hiçbir zaman tam anlamıyla sabit kalamaz. Kameranın arkasında duran fotoğrafçı ise karşısındakinden bu türde huzursuz bir hazırlık beklemez. Sonunda elde edilecek iki boyutlu görüntüyü fotoğrafçı deklanşöre basarak alacaktır; o yüzden kadrajdaki kişi sonucu düşünmemelidir. Fotoğrafçı ile fotoğrafı çekilen arasındaki gizli gerilim ve çekişme bu noktada başlar.
|
|
Son Güncelleme: Pazartesi, 16 Mart 2009 12:00 |
|